|
Yeni Sayfa 1
|
|
|
Yeni Sayfa 1
|
Dünyanın en güzel, en tuhaf, en yabani ve aynı
zamanda en evcil duygusunu yani aşkı, bu kez de
sıradışı sorularla çözümlemeye hazır mısınız?
Neden hep yanlış insanlara aşık oluruz?
Yanlış insanlara aşık oluyoruz çünkü kafamızın
içinde "doğru insan" diye bir kavram var. Zihnimizde
belli ölçülerden, daha doğrusu kalıplardan meydana
gelen bir şema oluşturuyoruz. Durmadan hayatımızın
erkeğini arıyoruz ve onu bulma konusunda oldukça
sabırsız davranıyoruz. Ayrıca kabul edin ki, aşk söz
konusu olduğunda yasakların ve engellerin ayrı bir
çekiciliği oluyor. İmkansızlık aşka bambaşka bir
lezzet katıyor. Biz de aslında içten içe bu
imkansızlığı yaşamaktan hoşlanıyor, bunun içimizdeki
tutkuyu arttırmasına göz yumuyor, bir yandan da bir
türlü düzenli ve uzun bir ilişki kuramamanın acısını
çekiyoruz.
Aşk, her zaman fedakarlık mı demek?
Tabii ki hayır. Bir tarafın diğeri için kendini hiçe
sayması aşk değildir. Aşk iki kişilik bir egoizm ve
aslında insanın tamamen kendi egosunu tatmin etmek,
ruhunu doyurmak, kalp çiçeğinin suyunu vermek için
yaşamaya ihtiyaç duyduğu bir süreç. Fakat bu egoizmi
olumsuz anlamda ele almamak gerek. Birbirine aşık
olan iki insanın ilişkileri, bir yönüyle dünyanın
geri kalanına kapalıdır. Onların kendilerine özgü
bir dilleri, bir iletişim biçimleri, bazen
etraflarındaki hiç kimsenin, en yakınlarının bile
içine giremediği bir dünyaları vardır. Aşkın egoist
yanı sıradan bir bencillikten çok, bir kabuğuna
çekilmişlikten ve mahremiyetten kaynaklanır. Ancak
bir tarafın kendini parçalaması ve diğerinin bundan
faydalanması aşkın değil, tek yönlü bir bağımlılığın
işaretidir.
Aşk filmlerinin hayatımızdaki önemi nedir?
Özellikle biz kadınların zaafı sayılabilecek bu
filmler, aşkı daha iyi algılamak üzere gözümüzü
açmamızı sağlar. İçimizdeki yoğun duyguya karşı olan
güvenimizi arttırır. Aşk filmlerine çok meraklıyız
çünkü bizi zaman zaman ümitsizliğe, kuruntulara,
endişelere, korkulara, acı çekmeye ve yenilgiye
sürükleyen bu hissin bir anlamı olduğunu tekrar
tekrar görmemiz gerek. Beyazperdede bu duygu her
zaman daha basit görünür ve bu basitlik bizi içine
girdiğimiz açmazlardan biraz olsun çıkarır.
İlişkinin özellikle tehlikeye girdiği zamanlar var
mı?
İlişkiye üçüncü bir kişinin girmesi -ki bunun
mutlaka başka bir kadın ya da erkek olması gerekmez-
aşkı en çok tehlikeye sokan durumdur. Bunun en güzel
örneği çocuk sahibi olmak... Aşkın var oluşuna
katkıda bulunan o özgürlük duygusu bir anda biter ve
çiftin üzerine artık bir aile olmanın sorumlulukları
yığılır. Eğer birbirine aşık olan iki insan
ilişkileri süresince zor durumlarla başa çıkmayı
öğrenememişler, kendilerini bu konuda
geliştirememişlerse, bu yeni yaşam biçimi onları
birbirlerini kırmaya iter ve aşklarının tartışmalar,
gerginlikler, yıpranmalar, sinir krizleri ve
isyanlar arasında yitip gitmesine neden olur.
Aldatsa bile sizi seviyor mu?
Erkekler için evet... Bir erkek birlikte olduğu
kadını çok sevip yine de aldatabilir, çoğunlukla da
cinsellikten kaynaklanan sebeplerle... Kadınlar
aldatma olayına farklı amaçlarla, planlı programlı
girerler. Çoğunlukla da bunu birlikte oldukları
erkekten intikam almak için yaparlar. Kadının içinde
sadakat duygusuna yer olmayan bir aşk yaşaması, çok
daha düşük bir ihtimaldir.
İnsan bir aşkı telefonunda bitirebilir mi?
Bitiremez, bitiriyorsa da yaşadığı şeyin aşk
olmadığından emin olabilir. Eğer bir insanı sevmiş
ve onunla bir dönem hayatı paylaşmışsak, içimizdeki
tutku fırtınası dindiğinde bile o güzel günlerin
hatırına en azından gözlerinin içine bakarak ve bir
açıklama yaparak ayrılmayı ona borçlu olduğumuzu
hissederiz. Yani bir erkeği mesajla başınızdan
atıyorsanız, bilin ki ona hiçbir zaman aşık
olmamışsınızdır.
Aşkın ne kadar yakınlığa ve uzaklığa ihtiyacı var?
Birbirini tek bir bakışla anlayacak kadar yakın ve
bir birey olarak var olmaya devam edebilecek kadar
uzak... Aradaki sınır oldukça incedir ve pek çok
çift bu sınırı tutturmayı beceremez. Ya ilişkileri
yeterince derin değildir ya da tam tersine artık
birleşip tek bir varlık haline gelmiş, kişiliklerini
kaybetmişlerdir. Oysa aradaki mesafenin doğru tayin
edilmesi durumunda aşkın ömrü çok daha uzun olur.
Aşkla ilgili en büyük yanılgılar neler?
Çoğumuz onu avucumuzun içine alıp kontrol
edebileceğimizi, isteklerimiz doğrultusunda
yönlendirebileceğimizi ve istediğimiz zaman
atabileceğimizi sanırız. Çok beğenme, hoşlanma ve
etkilenme gibi duygularımızı hemen aşkla
karıştırırız. En büyük yanılgılarımızdan biri ise
şudur: Hayatımızın bazı dönemlerinde şefkate,
ilgiye, sıcak bir dokunuşa o kadar büyük bir özlem
duyarız ki, karşımıza çıkan ilk erkeğe aşık
olduğumuzu sanırız. Aslında içimizdeki his sevmekten
çok, sevmeyi sevmektir.
"Midenize inen yumruğu" biyolojik olarak açıklaması
yapılabilir mi?
Hem de kolayca... Aşık olduğumuz sürece kanımızda
phenyiethylamin yani aşk hormonu vardır. Ancak zaman
içinde bu hormonun seviyesi düşer, ilişkinin ileri
aşamalarında aşk, kimyasal etkisini kaybeder ve
midede uçuşan kelebekler bir sonraki aşka kadar
tarihe karışır. Ancak eğer bu ilk heyecanın yerine
karşılıklı güven, şefkat, anlayış, saygı ve
dostluktan oluşan bir karışım koyabilmişsek, aşk
sevgiye dönüşür ve bu sevgi bir ömür boyu bile
sürebilir.
Neden bazılarımız ard arda ilişkiler yaşarken
bazılarımız aşık olmakta bu kadar güçlük çekiyoruz?
Bir insan aşık olmakta zorlanıyorsa bunun farklı
sebepleri olabilir. En klasik sebep, kişinin daha
önce yaşadığı ilişkilerden kaynaklanan güvensizliği
ve karşı cins hakkındaki olumsuz yargılarıdır. Bunun
dışında bir de aşkı her yönüyle yaşayamayanlara,
daha doğrusu yaşamaktan keyif almayı beceremeyenlere
rastlanır. Bunlara "aşka kabiliyeti olmayanlar"
diyebiliriz. Ne kendileri o sihirli sinyalleri
gönderebilirler, ne de gönderilenleri alabilirler.
Bir de aşkın beraberinde getirdiği zorluklardan
kaçan ve kişisel mahremiyetinin azalmasından
korkanlar vardır. Kendi kendilerine yeten bu
insanlar daha seçici davranırlar ve bulundukları
herhangi bir ortamda aşk arayışına girmezler. Yani
olaya mantık yönünden bakmayı tercih ederler. |
|